Gezi Davası, iç savaş hukuku kâbuslarınızı gerçeğe çevireceğiz! – Aysun Sadıkoğlu

25 Nisan 2022’de, Saray Rejimi, tam da gerçek yüzünü gösterecek tarzda, Gezi Davası’nın üçüncü yargılanmasında cezalar verdi.

Gezi Direnişi’ni temsilen seçilen isimler, Gezi’yi suçlu ilan etmek için cezalandırıldı. Onuru ile, sonuna kadar dimdik duran sanıklar, en sıradan bir hak arayışına tahammülü olmayan burjuva devlet tarafından hapishaneye gönderildi.

Gezi, kendiliğinden gelişen bir kitle eylemi, bir toplumsal patlamadır. Gezi Direnişi, burjuva devletin, tekelci polis devletinin, 12 Eylül hukuku ile devam eden iktidarın tüm baskı ve karanlık politikalarına, azgın sömürü politikalarına, yağma ve rant politikalarına karşı bir direniştir.

Milyonların katıldığı, ülkenin en geniş kitlelerinin sahiplendiği bir direniştir.

Doğal yapısı gereği, önderlikten, devrimci bir önderlikten, örgütlü bir önderlikten yoksundur. Ama Gezi Direnişi, iktidarın, tüm güçleri içinde devletin kimyasını bozmaya yetmiştir. 2013 Mayısı’ndan bu yana, burjuvazi, egemenler, Saray Rejimi, sürekli kâbus görmektedir. En küçük bir kıpırdanış durumunda “Gezi geliyor” diye bağırıyorlar.

Çok korkuyorlar, çok.

Bu nedenle, Gezi onların uyanıp da kurtulmak istedikleri kâbusu olmuştur.

İktidarlarının devrileceğinden, devletin devrileceğinden korkuyorlar.

Size söz, bu kâbusunuzu gerçeğe çevireceğiz.

Biz bu ülkenin işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, tüm devrimci enerjimizle, sizin iktidarınızı, Saray Rejimi’ni, burjuva devlet çarkını yerle bir edeceğiz. İşte o zaman, siz bu “Gezi mi geliyor” kâbusundan kurtulacaksınız.

İşte o gün, Gezi’nin nasıl kendiliğinden, örgütsüz bir direniş olduğunu anlayacaksınız. İşte o zaman örgütlü bir isyanın, devrimci bir direnişin ne demek olduğunu kavrayacaksınız. Hayat bu, size de öğretecek.

İşte o gün siz, Ethem’in, Ali İsmail’in, Berkin’in, Gezi’nin yıldızlaşan gençlerinin hayaletinin ne demek olduğunu anlayacaksınız.

Kâbuslarınız gerçekleşecek, az kaldı.

HUKUKSUZLUK MU?
HAYIR, İÇ SAVAŞ HUKUKUDUR BU

Liberaller, liberal sol, Saray destekçisi muhalefet, CHP ve diğerleri, hep birlikte söyleniyorlar: Bu hukuksuzluktur.

Hayır beyler, hayır liberal solcular, hayır liberaller, hayır Saray destekçisi burjuva muhalefet, hayır seçim ve sandık hesapları ile halkı oyalayanlar, bu hukuksuzluk değildir.

Bu, bal gibi bir iç savaş hukukudur.

Belediyelere kayyum konması da öyledir, iç savaş hukukudur.

Kürtlere karşı savaş naraları atılırken susanlar, şimdi, “hukuksuzluk”tan söz ediyorlar.

Roboski katliamına sesini çıkarmayanlar, milletvekili dokunulmazlıklarına alkış tutanlar, Saray Rejimi’nin savaş politikalarına destek verenler, şimdi bize “hukuk bitti” masalı anlatıyorlar.

Gezi Direnişi’ni kana boyayanlar, elbette Gezi Direnişi’ni mahkûm etmek için mahkemeler kuracaklardır.

Bu mahkemeler, halka karşı mahkemelerdir. Bu mahkemeler, Saray Rejimi’nin mahkemeleridir. Ve elbette işçi sınıfından, emekten yana her şeyi mahkûm edeceklerdir. Başka seçenekleri yoktur. İktidarları, devletleri, ancak baskı, şiddet, yalan, yağma, kan ve karanlık üzerinde sürdürülebilir. Onların mahkemelerinde adalet olmaz.

Onlar, Gezi Direnişi’ni, Gezi kitlesini, o kitle nezdinde, tüm işçileri, kadınları, tüm gençleri, tüm halkları düşman olarak ilan etmişlerdir. Bu düşman hukukuna uygun, bu iç savaş hukukuna uygun kararlar alıyorlar.

Saray Rejimi, egemenler tüm güçleri ile saldırmaktadır.

CHP muhalefeti, “hukuk ayaklar altına alındı” diye miyavlıyor.

Hayır beyler, bu ikiyüzlülüğe son vereceğiz.

“Hukuk ayaklar altında” değildir. Hukuk, egemenlerin, tekellerin, sermayenin, onların has rejimi Saray Rejimi’nin elinde bir silahtır. O silah her gün, siz CHP, siz İYİ Parti vb. burjuva muhalefetin desteği ile, işçilere, halklara, Kürtlere, kadınlara ve gençlere, emekten yana herkese, devrimcilere karşı kullanılmaktadır. Her gün ve her gün.

Abdullah Gül, “utanç verici” diyor. Önce, sende utanacak yüz var mı, onu bir göster. Sanki, Saray Rejimi’nin destekçisi kendileri değilmiş, sanki aynı yolun yolcusu değilmişler gibi. Murat Sabuncular, Levent Gültekinler eli ile kendini aklamak için fırsat beklerken, mahkeme kararlarını “utanç verici” ilan ediyorsun. Kavala ile barışabilmek için mi?

Gül, “üzücü, vicdanları yaralayıcı” diyor.

Demek bu halkı bu kadar salak sanıyorsunuz, bu kadar hafızasız? Siz, Gezi Direnişi’nin üzerine tanklar toplar giderken, TOMA’lar, akrepler sürülürken neredeydiniz? Gül, bu kadar demokrat iseniz, neden Kavala’yı hapiste ziyaret etmediniz? Neden Gezi Davası’na doğrudan katılmadınız, neden siz kendinizi Gezi Direnişindekilere yakın ilan etmediniz? Sizin üzüntünüz, timsahın gözyaşları gibidir, sizin vicdanınız en vicdansızdan daha kördür.

Babacan ve Davutoğlu, aynı şeyleri söylüyorlar. Hepsi aynı soydandır. Hepsi Gezi’nin düşmanıdır. Hepsi, Gezi Direnişi’nde öldürülen gençlerin kanı ile ellerini yıkamıştır. Hepinizin eline, bu halkın çocuklarının, gençlerinin, devrimcilerinin, işçilerinin, kadınlarının kanı bulaşmıştır.

Diyorlar ki, “yargı bağımsız değil.”

Nerede yaşıyorlar? Kayyumlar atanırken yargı bağımsız mıydı? Gezi’de gençler katledilirken yargı bağımsız mıydı?

Kılıçdaroğlu, grup konuşmasında, “önümde durmayın, mücadele edeceğim” diyor.

Buyur Kılıçdaroğlu, seni tutan yok. Yok, beni tutun, elimden kaza çıkmasın demek istiyorsan, o da anlaşılıyor.

Diyor ki, Kılıçdaroğlu, “Bu engerekler ve çıyanlarla çatışma ne kadar sert olursa zafer de o kadar yakın ve görkemli olacaktır.”

Sayın Kılıçdaroğlu, senin deyiminle Erdoğan, bizim deyimimizle Saray Rejimi, devlet, kılıçlarını çekmiş, iç savaş hukuku uyguluyor. Oldukça serttir.

Hiçbir işçi eylemine saldırmadan durmuyorlar.

En sıradan bir basın açıklamasına saldırıyorlar.

Kadınları sokaklarda sürüklüyorlar.

İşkencehanelerden sesler sana kadar yükseliyor.

Gençlerin her eylemine, bu ülkedeki her hak arama eylemine saldırıyorlar.

Onlar sert.

Peki senin sertliğin nerede?

Senin mertliğin nerede?

Kılıçdaroğlu’nun ağzından, “sakin olun, sokaktan uzak durun, provokasyona gelmeyin” sözlerinden başka söz duyulmuyor.

Sen değil misin, seçim akşamı YSK önüne gitmek isteyen CHP örgütlerini evlerinde oturmaya çağıran? Sen değil misin, sokaklardan uzak durun diyen? Sen değil misin, seçimleri bekleyin, sesinizi çıkarmayın diyen? Sen değil misin, “iktidarı devireceğiz” dememek için, onlar seçimle gidecekler, diyen?

Şimdi geldiyse zamanı, buyurun, sizi sokaklarda görelim.

Madem sertlikten söz açtınız, artık TÜİK önüne gitmeyin, yolunuzu şaşırmış gibi kapı kapı dolaşmayın, tüm halkı çağırın ve Saray’ın önüne yürüyün, işte size fırsat, işte size hesaplaşma yolu, işte size sertliğe cevap verme yolu, işte size onları görkemli gönderecek yol. Buyurun, sizi tutan yok. Bir dakikalığına mert olun.

Sert olmanızı bıraktık, bir dakika mert olun.

Koca koca hukukçular, “demokrasimiz entübe de olsa var” diyorlar.

Benzetmeye bakın. Entübe yaşam süren bir demokrasileri var ve bununla övünüyorlar. Korkaklık bu değilse hangisidir?

Bekleyin liberaller, bekleyin NATO’cular, bekleyin Saray’a bağlı muhalefet, ABD ve AB gelecek, sizin entübe demokrasinizi ilaçla kendine getirecek.

Demokrasiniz entübe ise, hangi hastahanede yatmaktadır?

Saray’ın altındaki hastahane değil ise hangisidir?

Sizin entübe demokrasinizi, hayata ne döndürecek, seçim ve sandık mı?

Hukukun olmadığı bir ülkeden, entübe demokrasiden söz ediyorsunuz, ama seçim ve sandık işine halkın inanmasını sağlamaya çalışıyorsunuz.

Hukukçular, “kanıt yok” diye verilen cezaları eleştiriyorlar. Elbette kanıt yok. Gezi bir kendiliğinden sosyal patlamadır. Bu direnişi organize eden kimse yoktur, örgüt yoktur. Bunu Saray Rejimi de, TC devleti de biliyor. Zaten kanıt aramıyorlar. Karar vermeleri için kanıt istemiyorlar. Davanın kendisi bile, bir suçtur. Artık “kanıt yok” gibi hukukî terimlerle konuşmak anlamsızdır. Bu bir iç savaş hukukudur. Burada kanıta artık ihtiyaçları yok. O kadar korkuyorlar ki, en küçük bir itirazı, kâbuslarının bir parçası, direnişin bir parçası olarak görüyorlar.

SARAY REJİMİ, EGEMENLER, ANCAK İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜ DİRENİŞİ İLE YENİLECEK

Gezi Davası’nda kesilen cezalar, korkuları boylarını geçmiş egemenlerin, sürmekte olan direnişleri korkutarak bastırmak için kesilmiş cezalardır.

Egemenler, Saray Rejimi, doğrudan, Gezi Direnişi’nin dünkü varlığına saldırmıyorlar sadece. Onlar aynı zamanda, sürmekte olan Gezi’ye, sürmekte olan direnişlere, Gezi’nin kalıcılaşmaya başlamış olan ruhuna saldırıyorlar.

Bu cezalarla, en başta, insanî değerleri olan, orta sınıftan insanların, işçi ve emekçilerden, gençlerden ve kadınların direnişlerinden, yükselmekte olan devrimden uzak durmalarını istiyorlar.

Egemenler, devlet, Saray Rejimi, okumuş yazmış olanları, direnişlere destek veren “aydın”ları, hukukçuları, öğretim üyelerini, mühendisleri, hekimleri korkutmak istiyorlar. Bu kesimlerin, işçi ve emekçilerin direnişlerinden uzak durmasını, onlara destek vermemelerini istiyorlar.

Bu onların korkusudur.

Yağma, rant ve savaş ekonomisi ile, tüm halkı açıktan soyan bir rejimin korkusudur bu. Vahşi sömürü düzenini ayakta tutmak isteyenlerin korkusudur bu. Savaş ekonomisi ile beslenenlerin korkusudur bu. Dini azgınca kullananların korkusudur bu. Ülkenin kaynaklarını emperyalist efendilerine peşkeş çekenlerin korkusudur bu.

Kendi korkularını, en başta okumuş yazmış olanlara bulaştırmak istiyorlar.

Her hak arama eylemini bastırmak istiyorlar.

Her aykırı sesi susturmak istiyorlar.

Çünkü artık gelecekleri yoktur.

Daha çok baskı ve daha çok karanlık üretmek dışında yolları kalmamıştır.

Açık olarak, savaş ekonomisini yürütenler, açık olarak içeride bir iç savaş organize ediyorlar. Bu iç savaşta, Kürt halkı örgütlüdür. Ancak, Batı’da işçi sınıfı ve emekçiler, gençler ve kadınlar yeteri sağlamlılıkta, savaşkan örgütlenmelerden henüz uzaktırlar.

İşte bu örgütlü direnişin yolunu kesmek istiyorlar.

Yeni direnişlerin Gezi’yi aşmasından korkuyorlar. Gebze’den, İzmit’ten, Bursa’dan, Çorlu’dan işçilerin sokaklara dökülerek şehre akmasından korkuyorlar.

Egemenliklerini tehlikede görüyorlar.

Devrimden korkuyorlar, işçi ve emekçilerin, kadınların ve gençlerin, örgütlü isyanından korkuyorlar. Kâbusları budur.

Ve bu kâbusu gerçeğe çevirmek, devrimcilerin, halkların, işçi sınıfının, kadınların, gençlerin, insanım diyen herkesin, çevrecilerin, zeytin ağaçlarına sahip çıkmak isteyenlerin, yağmaya ve ranta karşı çıkanların, savaşa ve açlığa karşı çıkan herkesin görevidir.

İşçilerin zincirlerini kırmasından korkuyorlar.

Yoksul köylülerin, mahsullerini satamayanların sokakları işgal etmesinden korkuyorlar.

Gençlerin üniversitelerini geri almalarından korkuyorlar.

Durduramadıkları kadın isyanından korkuyorlar.

Korkularını gerçekliğe çevireceğiz.

Bunun yolu, örgütlü direnişten geçmektedir.

Bunun yolu, Birleşik Emek Cephesi’nden geçmektedir.

Bunun yolu, devrimcilerin ortak savaş arkadaşlığından geçmektedir.

Gezi Direnişi, tüm bunları başarmanın ruhudur. Bu nedenle Gezi’ye saldırıyorlar.

“Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.”

KAYNAKKaldıraç Dergisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here