Saray Rejimi gitmeli, gidecek, son söz sokakta, barikatta söylenecek – Aysun Sadıkoğlu

Bize diyorlar ki, “Erdoğan gitmeli.”

Evet, diyoruz, ama yetmez. Bir adım ileri atmalıyız, Saray Rejimi alaşağı edilmelidir. Bunun da olanağı vardır.

Bize, “Erdoğan gitsin, gerisine sonra bakarız” diyorlar.

Biz diyoruz ki, Erdoğan zaten gitmiştir.

Ekmeleddin vakası olmasaydı, zaten Erdoğan gitmişti.

2015’te gitmişti. Seçimleri kaybetmişti ve “muhalefet” devlet zeval görmesin diyerek, seçimlerin yenilenmesine giden süreci açtı.

2017’de referandumu kaybetmişti. Muhalefet “referandum”u meşru saydı. OHAL koşullarında yapılan bir referandumu meşru sayanlar suçludur.

2018’de, İnce’ye karşı kaybetmişti. Ama İnce, “adam kazandı” diye ilan etti.

Bu seçimlerin hepsinde hile vardı.

Bunu bilmeyen yoktur.

Şimdi, 14 Mayıs seçimleri için Erdoğan’ın adaylığına onay verenler, buna karşı durmayanlar, 14 Mayıs seçimlerinde her türlü önlemi aldık, hile yapamazlar, burası muz cumhuriyeti değil diyenler, Erdoğan’ın gerçek oy oranını açıklasınlar. Yüzde 39 mudur?

Hırsızlığa rağmen Kılıçdaroğlu’nun oy oranını biliyorlar ve söylemiyorlar.

MHP’nin oy oranının yüzde 4 olduğunu biliyorlar ama söylemiyorlar.

Erdoğan’ın İBB’deki diplomasını halka açıklamıyorlar.

Hepsini, “devlet zarar görmesin” diye yaptıklarını söylüyorlar.

Sonra da dönüp, Erdoğan gitmeli, “tek adam sistemi” son bulmalı diye nutuk atıyorlar.

Sanki Erdoğan’ın gitmesini istemeyenler var, sanki bunlar devrimci sosyalistlerdir, sanki kadınlar, sanki gençler, sanki işçiler Erdoğan’ın gitmesini istemiyorlar.

Bu yalandır.

Burjuva muhalefet, kazanmak istemiyor.

Burjuva muhalefet, efendilerinin emri ile, Erdoğan’ı meşrulaştırıyor.

Oysa, 2015 Kasım seçimleri meşru değildir, 2017 referandumu meşru değildir, 2018 seçimleri meşru değildir, 14 Mayıs seçimleri meşru değildir.

Bize diyorlar ki, herkes sandıklara giderse, oyunu kullanırsa, Erdoğan gider.

Biz diyoruz ki, iyi ama sandıktan çıkan oy, sandığa atılan oy değildir. Burada Kılıçdaroğlu’nun kibarlığı ile, “sihir var” mı diyeceğiz? Hırsız var.

Halka diyorsunuz ki, sandıkları koruyalım. Peki, kimden? Devletten; YSK’dan, polisten, jandarmadan, İçişleri Bakanlığından, koruculardan, IŞİD’çilerden, tarikatlardan, mafyadan, kısacası devletten. Öyle ise, sandığı nasıl koruyabilirsiniz?

Kılıçdaroğlu demişti ki, “YSK’ya güvenmiyorum.” Öyle ise, YSK dışında seçimin güvenliğini nasıl alacaksınız?

Ciddi olmalısınız.

Sahi, siz gerçekten Erdoğan’ın gitmesini istiyor musunuz?

Değil, bizim gibi, Saray Rejimi’nin alaşağı edilmesini istemenizi beklemiyoruz. Diyorsunuz ya, en başta gelen görev Erdoğan’ı alaşağı etmektir.

Sahi bu konuda ciddi misiniz?

Eğer efendinin, yani uluslararası sermaye ve NATO’nun, sizi memur olarak atamasını beklemiyorsanız, gerçekten seçimi kazanmak istiyorsanız, size bir yol önerelim:

Seçim günü, 28 Mayıs’ta, oy kullanma biter bitmez, tüm illerden Ankara’ya, Saray’a yürüyüş başlatın. Herkes oyunu versin ve saat 17.00’da tüm illerden milyonlarca insan Saray’a giderek “biz geldik, seçimi kazandığımızı size deklare ediyoruz” desin. Yollara kalabalıklar yığılsın.

Hemen Kılıçdaroğlu, “aman ha, bunlar saldırır, iç savaş çıkar, siz evinizde oturun, bana güvenin, sizin oylarınızı çaldırmayacağım” diyecektir.

Konu, ikinci turda strateji değiştirmek, TV kanalları ve iletişim uzmanlarının anlattığı gibi “bu kez sert konuşacak” vb. değildir. Konu, ciddiyet meselesidir.

Ekmeleddin yetmedi, İnce geldi.

Şimdi, Onursal Adıgüzel istifa ediyor. İyi ama Tuncay Özkan’ın aldığı söylenen paralar nerededir? Kılıçdaroğlu, 418 milyar doları getirecekmiş. Peki, önce Özkan’ın, İnce’nin ne kadar para aldığını açıkla, değil geri almak, önce açıkla.

Daha birinci turdaki hileler ayyuka çıkmış iken, ikinci tur için strateji vb. üzerinde konuşmak, aslında seçimleri meşru kabul etmektir.

Diyorlar ki, tamam CHP oyları koruyamadı, ama hırsızın hiç mi suçu yok?

Güzel bir Nasrettin Hoca fıkrasıdır. Ama bu duruma uymaz. Elbette hırsızın suçu var. İyi de, zaten hırsızdan oyları koruyacağınızı, kimsenin merak etmemesi gerektiğini söyleyen sizsiniz. Onların hırsız olduğunu şimdi mi anladınız? Hırsız devletin kendisidir ve siz, bu kadroların hırsızlık konusunda ne denli liyakat sahibi olduklarını bilmiyorsunuz. Çünkü ciddi değilsiniz.

Öyle ise, çıkın, açıkça neyin nasıl çalındığını açıklayın. Çıkın, kimin ne kadar para yediğini açıklayın. Olanı biteni açıklayın. Kaftancıoğlu’nu susturmak, gerçekte Erdoğan’a destek olmaktır. CHP içinde tüm bunları bilip de susanlar, suçun ortaklarıdır.

Gerçekten bizim gibi Saray Rejimi’nin alaşağı edilmesini değil de, sadece Erdoğan’ı indirmek mi istiyorsunuz? Bu konuda ciddi misiniz?

Öyle ise bir adım atın.

Bize sandıkları koruma masallarını anlatmayın.

Dün halka, birinci tur çok önemli diyordunuz. Şimdi, ikinci turda boş vermişlik yapıp sandığa gelmekten geri durma diyorsunuz. İyi ama, siz kimseye güven vermiyorsunuz.

Acaba, CHP kadroları içinden, yönetimden Erdoğan’a kaç oy çıkmaktadır? Tuncay Özkan, Oğuz Kaan Salıcı, Erdoğan Toprak vb. kime oy vermişlerdir.

CHP’nin sistemini kapatma emri verenler kimlerdir? Bu kapatmayı halk 1 saatte anladı da, Kılıçdaroğlu, 1 gün sonra mı anladı?

Ciddi olmak gerekir.

Kılıçdaroğlu çıksın ve halka, neden sonuçların yüzde 49,50’de durduğunu, hileyi yapanın neden daha ileri gitmediğini anlatsın.

Bakın devrimci demiyoruz, demokrat demiyoruz, sadece “ciddi” diyoruz. Ciddi iseniz, seçimi kazanmak istiyorsanız, hile yapılacağı açık ise, ona uygun önlem alırdınız, YSK’ların önüne milyonları yığardınız.

Şimdi ciddi iseniz, yola bakın, Saray’a doğru büyük bir yürüyüş gereklidir. Ankara’dan İstanbul’a yürümeye gerek yok. Tüm illerden, milyonlarca insan Ankara’ya, Saray’a yürümelidir. Madem artık her şeyin merkezi Saray, madem Sağlık Bakanlığı Saray’da, Milli Eğitim Bakanlığı Saray’da, İçişleri Bakanlığı Saray’da, bizzat Başkan Saray’da, o hâlde Saray’a çıkar bütün yollar.

Düşünün, milyonların önünde Kılıçdaroğlu. Erdoğan’ın karşısına çıksın, kibarca, ayrıştırıcı olmadan, kavga dili kullanmadan, barış içinde, “efendim, ben gelmek istemezdim, ama bunlar, bu kalabalıklar beni zorla sürükledi, ne yapmamızı uygun görürsünüz” desin.

Düşünün, milyonların önünde Kılıçdaroğlu, acaba Saray’dan mı korkar, yoksa arkasındaki milyonlardan mı?

Bu nedenle Kılıçdaroğlu, sokakları sevmiyor.

Konuşup anlaşalım, niye birbirimizi kıralım, kimseyi incitmeyelim, İslam barış dinidir, kötü söz söylemeyelim, devletimizi incitmeyelim diye diye, bunları ezberleye ezberleye, ne TOMA’ları, ne öldürülen insanları, ne işkenceleri, ne açlığı, ne işsizliği görür hâle gelmiştir. Kılıçdaroğlu, Gezi’de öldürülen çocukların ailelerini ziyaret bile etmemiştir. Galatasaray Meydanı’na çıkamayan ailelerin yanına gidip onlarla meydana çıkmamıştır. Şimdi “sert muhalefet” yapacakmış. Elinizi tutan ne idi? Bunca yağma, bunca yolsuzluk, bunca akan kan, bunca yalan, bunca açlık ve yoksulluk varken, bunları dile bile getirmemek halka, kitlelere sınır çizmektir. CHP bunu yapmaktadır.

Gerçekten sertleşecek misiniz?

Buyurun, 28 Mayıs akşamı, oyunu kullanmış herkesi, sonuçları beklemeden, Saray’a doğru yürümeye davet edin. Şimdiden. Tüm ülkenin her yanından.

Eğer ciddi iseniz, buyurun bunu yapın.

Tam da bu nedenle diyoruz; Saray Rejimi ancak direnişle gider.

Tam da bu nedenle diyoruz; mücadele etmeden, hiçbir hak sökülüp alınamaz.

Tam da bunun için diyoruz; hırsıza güvenerek “oylarınıza sahip çıkacağız” diye konuşulamaz.

Kılıçdaroğlu, kazanmasını, tıpkı Erdoğan’ın efendilerce “seçilerek” bulunması gibi, efendilerin kararına bağlı görmektedir. Bu doğrudur da. Görevi, kitleleri sokaktan uzak tutmaktır. Saray’ın baskı ve şiddetle beceremediğini, O, kitleleri “iç savaş çıkar” söylemleri ile evine hapsetmeye kalkarak yapmak istemektedir. Bu konuda da epeyce yol almıştır.

Seçimde hile vardır.

Bunu tüm ülke bilmektedir.

“Muhalefet”, buna rağmen seçimlerin sonuçlarını sessizce kabul etmektedir.

Arka planda, Oğan ile, Erdoğan ile, çeşitli aracılarla pazarlıklar yapılmaktadır.

Hırsız dediğin kişi ile pazarlık, tam da Kılıçdaroğlu usulüne uygundur.

Elbette biliyoruz ki, CHP, kitleleri sokağa çağırmayacaktır. Bu konuda “devlet” tarafındadır. “Devleti korumak” içgüdüsü, kitlelerin oylarını korumaktan binlerce fersah öndedir.

Elbette biz, CHP’nin sol bir söylemle kitlelerin karşısına çıkmayacağını biliyoruz. Ama kitlelere, “Erdoğan’dan kurtulalım” derken ciddi olmalıdırlar. Öyle ise, ciddiyetle davransınlar. Saray’ın yalanları yeterlidir, muhalefetin kandırmacalarına ihtiyacımız yoktur.

Saray Rejimi, korku içindedir.

Saray Rejimi, seçimler aracılığı ile, yeni bir rıza üretmek istemektedir. Sonuçta “halk bizi seçti” demek istemektedir. Seçimler bunun tiyatrosudur.

Saray Rejimi’ni alaşağı etmek mümkündür. Savaş politikalarına son vermenin başka yolu yoktur. Yağmaya, ranta, hırsızlığa, soyguna, karanlığa ve yalana son vermenin tek yolu, Saray’ı alaşağı etmektir. Bunun yolu, direnişten, örgütlenmeden geçmektedir.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz