Sudan’da karşıdevrim ve devrim iç içe gelişiyor

Kuzeydoğu Afrika ülkesi Sudan’da 2019 başında gelişen eylemler sonrası, 30 yıllık Beşir cuntası yenilmiş; ordu ve Özgürlük ve Değişim Güçleri arasında yapılan anlaşma sonrası geçiş hükümeti kurulmuştu. Ancak 25 Ekim günü ordu güçleri, geçici hükümet başbakanı ve sivil kabine üyelerini de tutuklayarak darbe yapmıştı.

Darbe öncesi devrimin taleplerine sahip çıkılması için gösteriler yapılırken sonrasında da darbeye karşı ısrarlı bir direniş geliştirildi.

Gelinen aşamada, General Burhan geçici hükümet başbakanı Hamdouk’un görevine döneceğini ve aralarında bir anlaşma yapıldığını açıkladı.

Anlaşmanın içeriğine dair içeride ve dışarıda verilen tepkilerden bilgi edinmeye çalışıyoruz. Bu noktada BM, emperyalist güçler, TC gibi bölgede etki alanını güçlendirmeye çalışan güçlerin şevkle destek açıklamalarını görüyoruz.

Ülkedeki BM Entegre Geçiş Yardım Misyonu, anlaşmayı memnuniyetle karşılarken anlaşmayı istikrarı tehdit eden siyasi krizin bitirilmesi olarak tanımladı.

Misyon yaptığı açıklamada: “Geçiş süreci ortaklarının, geçişi kapsayıcı bir şekilde insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı duyarak sorunları ele alması…” çağrısında bulundu.

TC Dışişleri tarafından yapılan açıklamada, Burhan ile başbakan Hamdouk arasında Anayasal Bildiri çerçevesinde geçiş sürecine dönülmesi ve Hamdouk’un yeniden görevi üstlenmesi konusunda mutabakata varılmasından memnuniyet duyulduğu belirtildi.

Türkiye’nin, ülkede etkisini artırma çabaları ise yeni değil. Beşir yönetimi devrilmeden önce, Beşir’in seyahat edebileceği nadir ülkelerden biri Türkiye’ydi. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde soykırım suçuyla yargılandığı için çoğu ülkeye gidemeyen Beşir, Müslüman kardeşler içerisindeki ilişkileri ve bu bağ üzerinden Türkiye ile kurduğu ilişkilerle bunu sağlıyordu.

Bir ayda ne oldu?

25 Ekim’deki darbeye kadar, Aralık devriminin talepleri için sokaklara dökülen ve gittikçe büyüyen bir kitle hareketi gelişiyordu. 25 Ekim günü sabahında ordu güçleri darbe yaparak OHAL ilan etti.  Bu hamle; kontrgerilla örgütü olan Hızlı Destek Kuvvetleri, ordu ve Özgürlük ve Değişim Güçleri arasındaki Juba Anlaşması’nın iptal edilmesi anlamına da geliyordu.  (Not: Dagolo yönetimindeki cancavidler olarak da bilinen Rapid Support Force – RSF, birçok katliamda rol almış. Hamdan Dagolo Sudan’da kontrgerillanın en bilinen lideridir.)

21 Ekim’de 1964 devriminin yıldönümü için yüzbinler toplanmıştı. Bu eylemler, geçici hükümete yapılan devrime sahip çıkma uyarısına dönüşmüştü.

Darbe sonrası kitle hareketi durulmadı. Tersine Sudanlı Profesyoneller Birliği (SPA) ve direniş komiteleri öncülüğünde daha da büyüdü.

Darbenin üzerinden saatler geçtiğinde, başkent Hartum eylemciler tarafından barikatlarla sarılmıştı. Kitlenin mobilizasyonu için mahalle direniş komiteleri önemli bir rol oynadı.

30 Ekim’de internet kesintilerine rağmen, direniş komiteleri öncülüğünde devasa eylemler düzenlendi. Eylem alanındaki tanıklar, uluslararası basın tarafından yüzbinlerce kişinin katıldığı ifade edilen eylemlere katılımın milyonları bulduğunu belirtti.

Kesintisiz devam eden eylemlerin SPA, direniş komiteleri, SKP (Komünist Parti), sendikalar ve demokratik kitle örgütleri tarafından desteklenen acil talepleri ise şöyleydi:

“Darbenin dağıtılması ve tüm yetkinin sivillere devri.

Darbede sorumluluğu olanların derhal el çektirilmesi ve yargılanması.

Askeri konseyle doğrudan veya dolaylı (yabancı güçlerin aracılığı vb. yollarla)  hiçbir diyalog ve pazarlıkta bulunulmaması.

Bütün milislerin dağıtılması ve halkın; özgürlük, barış ve adalet haklarına ve ülkenin sınırlarını koruma doktrinine bağlı ulusal bir ordunun kurulması.

Bütün silahlı kuvvetler ve polis güçlerinin politik süreçlerden uzaklaştırılması, ordunun siyasete dahil olmasının suç haline gelmesi.

Geçiş sürecinin bütün yapısının akademi ve uzmanların denetiminde ilerlemesi.

Sudan Devleti’nin tüm ekonomik, politik ve güvenlik kararlarında tam egemenliğe sahip olması.”

Not edilmesi gereken bir konu ise şuydu: Darbe, direniş komitelerinin etkisini ve örgütlülüğünü ivmelendirdi. Bu ivmeyi arkasına alan halk hareketi, gün geçtikçe güç kazandı. Başta başkent olmak üzere tüm ülkede gittikçe etkili hale geldi.

Son bir ayda katliamlara rağmen gelişimini sürdüren kitle hareketi, 17 Kasım’da kitlesel bir katliamla karşılaştı.

Sudanlı Doktorlar Merkezi Komitesi’nin(CCSD) hazırladığı raporda; 17 Kasım günü gerçekleşen ve 100’den fazla kişinin yaralandığı darbe karşıtı protestolarda, 40’tan fazla vakanın sebebinin gerçek mermi olduğunu belirtti. Aynı raporda; eylemlerin başından beri 40’tan fazla insanın, 17 Kasım’da ise en az 16 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi.

SKP, yaşananları 17 Kasım Katliamı olarak niteleyerek; mücadeleyi büyütme ve OHAL’in dağıtılması, iletişimin önündeki engellerin kaldırılması ve sivil yönetime geçilip yeni bir anayasa belgesinin hazırlanması çağrısında bulundu.

Başbakan Hamdouk göreve iade edildi

Dün, General Burhan; başbakanın göreve iade edileceğini, tutukluların serbest bırakılacağını ve yeni bir anlaşma yapıldığını duyurdu.

Başbakan Hamdouk ise yaptığı açıklamada “Bu anlaşma geçiş sürecindeki zorlukları aşmada kapıları açacak” ifadelerini kullandı.

2019’daki isyana öncülük eden muhalefetin çatı örgütü Özgürlük ve Değişim Güçleri, cuntayla her türlü anlaşmayı reddettiğini açıkladı. Darbe liderlerinin ve katliamda rolü olanların yargılanması çağrısında bulundu.

Komünist Parti (SKP) de anlaşmayı reddettiğini açıkladı. Pazar günü yaptığı basın toplantısında, yapılan anlaşmanın ordunun otoritesini güçlendirdiğini belirten parti; anlaşmanın, ülkenin son iki yılda geldiği noktanın nedeni olan anayasal belgeyi koruduğunu ifade etti.

Parti yetkilisi, bu belgenin cunta ve ordunun etkisini artıran, başarısız ve barışı sağlayamayan Juba Anlaşması’nı sürece dahil ettiğini belirterek; herkesi anlaşmaya ve bu anlaşmayı hazırlayanlara karşı kararlı olmaya çağırdı.

KAYNAKDirenişteyiz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here